TÜRKÇE EĞİTİM VE EDEBÎ DÜŞÜNCE SİTESİ - Blogcu




TÜRKÇE EĞİTİM VE EDEBÎ DÜŞÜNCE SİTESİ

YORUMSUZ BİR ALINTI

Kategori: GUNCEL-HABERLER

İLÇEMİZ EREĞLİ'DE

 

7 EKİM 2007…Yer: Gabar Dağı..13 ocağa daha ateş düştü..13 gelecek daha söndü..13 aile babasız kaldı...adları Hasan,Ali,Mehmet,Hüseyin…  hepsi bu vatanın evlatları  Edirneli,Diyarbakırlı,Rize’li, Erzurumlu,yada Gaziantepli…Ne farkeder ki… hepsi Türk  milletinin evinde rahat  rahat yaşaması, yatağında rahat rahat uyuması için Gabar Dağı’ndaydılar ..

Gelin görün ki..Acı haber ajanslara düştü, kanallara ulaştı, milletin vergileri ile yayınlarını sürdüren devletin kanalları bile ara vermeden yayın akışına devam etti,acı haber tüm Türkiye’yi sararken kimisinde altyazı geçiyor, kimisinde de dansözlü eglence programları sanki hiçbir şey olmamış gibi sürüyordu, kiminde  spor tartışması, sinema filmi , magazin,müzik, kiminde  ise belgesel yayını vardı.

Yüzlerce kanal içinde ne ararsanız vardı ama,  Şırnak'ta verdiğimiz 13 şehit haberi için hiç bir program yarıda kesilmedi,ekran kenarlarına siyah logolar konulmadı, gece gece bir spor programını arayarak program sunucusunu fırçalayıp kapalı tehditler savuran RTÜK Başkanı Zahit Akman, bu büyük acı habere rağmen dansözlü vur patlasınlı programa devam edenleri görmedi. 13 Şehit haberinin geldiği sıralarda bir spor programında olanca hararetiyle “Manisa’da Aziz Yıldırım'a küfredilmiş !” bu tartışılıyordu

 

Hrant Dink cinayeti duyulur duyulmaz sokaklara dökülen ve " hepimiz Ermeniyiz, hepimiz Hrantız " diye tişort giyip slogan atanlarsa ortada yoklardı. Hiç kimse "hepimiz Türk’üz, hepimiz Mehmetçiğiz" demiyordu...


Bir  ülkenin birkaç askeri,savaş halinde bile aynı anda can verse, o ülkede yer yerinden oynar, eğlence dünyası susar,yazılı ve görsel basın tek ses olarak  ortak tepki verir.Ülkenin üniversiteleri,aydınları ve sanatçıları topluma önderlik ederek,  askerlerin katledilişini kıyasıya kınayıp  derin öfkelere tercüman olurlar.  Hatta,ülkede "ulusal yas" ilan edilir.Bayraklar yarıya indirilip, radyo ve televizyonlar  matem yayını yapar. Örneğin İspanya’da ayrılıkçı terör örgütü ETA’nın 30 Aralık 2006 tarihinde Madrid Barajas Havaalanı’nda yapmış olduğu ve Ekvador asıllı 2 vatandaşın hayatını kaybettiği bombalı eylemin ardından tüm ülkede öfke seli oluşmuştu.  Başkent Madrid’in en önemli meydanlarından biri olan Colon’da Meydanı’ndaki protesto yürüyüşüne ülkenin birçok bölgesinden milyonlarca insan katılmış,  kilometrelerce ellerinde İspanya bayrakları ile yürüyerek, aynı zamanda uzun süre slogan atarak Başbakan Zapatero’yu istifaya çağırmıştı.
 

Ama ülkemizde…13 vatan evladımız şehit düşüyor,Türkiye’de yaşam hiçbir şey olmamış gibi aynen devam ediyor.Teröre verdiğimiz  şehitler olağan bir trafik kazası kayıpları gibi görülüyor. Sadece şehitlerin memleketlerinde yaşanan acı ve tepkiler var. Ateşler bu şekilde düştükleri yeri yakmayı sürdürüyor. Maalesef şehitleri kanıksadık,  duyarsızlaştık, dolayısıyla tepkisizleştik.Bir ulusun toprakları üzerinde günde onlarca şehit verilmeye devam edildiği halde o milletin bireyleri hala gündelik yaşamlarını yaşamaya devam ediyor, televizyon kanallarındaki eğlenceler, hız kesmeden devam ediyorsa, o ulus için  tehlike çanları çalmaya başlamış demektir.


İki haftada 30 şehit.. ey milletim!! DUYMUYOR MUSUN,GÖRMÜYOR MUSUN? Her gün şehitler verir hale geldik, terör İzmir’de de, İstanbul’da da, Şırnak’ta da, her yerde ocaklar söndürüyor. YETER ARTIK!

 

Şehit anaları bugün ağlıyor, tüm şehit aileleri bir daha ağlıyor, biz ağlıyoruz! Acılı şehit babası Tuncay Salgar, en büyük oğlunu şehit verdiğini ifade ederek, "Vatan sağolsun. İki oğlum daha var geride. Onları da göndereceğim askere” diyor.

 

Başbakanımız terörle yaşamaya alışacağımızı söylemişti; ben alışamıyorum!

Bugün 13 şehit annemiz daha oldu, daha kaç anne bu acıyı yaşayacak?

13 delikanlı şimdi bayrağa sarılmış memleketlerine gidiyor! Anneler, bacılar, yavuklular, nişanlılar, bebeler, babalar gözyaşları içinde bugün.

 

 

Güvenliğimiz için hâlâ ABD’den medet umanlar, klişe demeçler vermeyi sürdürüyor… “Terörle olan mücadele sürecimiz çok daha farklı bir şekilde yürüyecek” demecinin hemen arkasından ardı ardına 2 yeni şehit haberi daha…

 

Bu  hain teröristlerin kardeşleri, hamileri  TBMM çatısı altına kadar girebildiler.  TSK’ya dil uzatan, dış mihrakların bu zavallı maşaları  Türk milletine  karşı açık savaş yürütmektedirler. Alt Kimlik –Üst kimlik diye  etnik ayrıştırma siyaseti  güdenler, AB uyum yasaları adı altında bölücülüğün yasal zeminini hazırlayanlar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak’ın kuzeyine girmesine TBMM’de engel olanlar, eli kanlı katillere “kardeşlerimiz” diyenler…Artık sabırlar taşmalı, en yasal ve demokratik şekilde meydanlara.

 

Keşke elimden gelse de bu 13 yiğidin herbirinin cenaze törenine katılıp sorabilsem cemaate "22 TEMMUZDA KİME OY VERDİNİZ?"
 


AKLIMIZI BAŞIMIZA TOPLAMA ZAMANI GELDİ DE GEÇİYOR… 
Bayrama günler kala kalleşlerin saldırısıyla yaşamını yitiren şehitlerimize ve geride bıraktıklarına borcumuzu ne yapsak ödeyemeyeceğimiz kesin, ama hiç değilse bu kez Milletçe bir bütün olduğumuzu göstermeye başlayabiliriz... Türk Milleti birlik ve beraberliğini göstermek için sönen ocaklardan biri olmayı beklemeden harekete geçmeli.

GÜNEŞ ERKUL

Kaynak: http://www.gazeteport.com.tr/YAZARARANIYOR/NEWS/GP_086692

- 16/10/2007 - yorum {2} - yorum yaz

Uygar(!) Avrupa'ya...

Kategori: GUNCEL-HABERLER

Kazım Mirşan'ı Niye Unuttuk

CAMBRIDGE'ten C. Renfrew, Stanford (California) Üniversitesi'nden Cavalli ve Sforza, Floransa Etrüskoloji Ensititüsü'nden Camporeale ve öteki üniversite profesörlerinin tekrar tekrar yaptıkları DNA testi ile Etrüsklerin %97 Türk oldukları 2007'de ortaya çıkmıştı. Etrüskler, Latin kültürünün kökeninde olduğundan, keşfedildiklerinde uçaklardan traktlar atılmış, "artık kökenimizi biliyoruz" diye Avrupa, Batı dünyası bayram etmişti.


Bundan sonra, Batılı araştırmacılar, "Latin alfabesinin neden (A) ile başladığı" yıllar süren tartışmalarını bırakmalıdırlar. Madem ki, Etrüskler Türktürler, Latin alfabesi de Etrüsk... Yani atalarımızın alfabesidir. Bir harf olmayıp bir damga olan ve AT diye okunan A şekli ve devamındaki Latin alfabesi denilen damga düzeni Ön-Türkçe bir cümle olup, "Tanrı adına elde edilen zaferleri halka anlatmayı olumlu kılan sesleri veren, eskiden gelen işaretler" demektir.

Kan ve ırk peşinde koşmayan bizler için önemli olan, Etrüsklerin %97 Türk oluşunu gösteren kanın terkibi değil, temsil ettiği Türk kültürüdür.

 

Aynı grup profesör ve ona katılan diğer araştırmacılar ile 'Centre National de la Recherche Scientifique'in Eylül 2000 tarih ve 386 sayılı bülteninin 8'inci sayfasında "...18'in sonları ve 19'ncu yüzyılların başlarında, dilbilimcilerce ortaya atılan Hint-Avrupa dilleri karşılaştırmalarını tamamıyla yalanlama zorunluluğu ortaya çıkmıştır. (Yani, Hint-Avrupa dilleri teorisi değerini yitirmiştir.) Böylece, örneğin, Hint-Avrupa grubunun kendisi Altay grubu dillerle aynı 'üst-aile'nin dalları olmaktadır ki, Fransızca/Türkçe ve Mançuca gibi birbirinden farklı diller bu 'üst-aile' içine girmektedir..." denmektedir. (Demek ki, değerli bir ord. profesörümüzün ısrarla reddettiği Ural/Altay grubu, yerine şerefle döndükten başka, bir de üst-aile grubunda yer alarak evrensel değer kazanmaktadır.)

 

TÜRK KÜLTÜRÜ

 

Evrensel kültür tarihinin kökeninde yer almış olan Türk kültürü -tercih edildiği üzere- Batılılarca ortaya konmuş olduğuna göre, bu iki inanılamayacak kadar büyük evrensel değer Türk propagandasının sürekli kaynağı olmalıdır.

Nobel, bu iki büyük gerçeği 1970'te Anadolu Proto-Türkleri kitabında ortaya koymuş olan Kazım Mirşan'a verilmeli idi. Vermeyecekleri malumdur! Biz ona 'Atatürk Ödülü' vermeliyiz ve de Batı ülkelerinde konferanslar tertip edip gerçek Türk kültürü propagandası yapmalıyız.

 

Bir acı gerçek... İlk dünya savaşında, imparatorluğu yıkmak isteyen Britanya Başbakanı Loyd Corc, yazdığı makalede "Uygarlığa hiçbir katkısı olmamış olan (!) bu Türkleri Anadolu'dan kovmalı" fikrini savunmuştu... Yazdığı yazının Latin, yani Etrüsk alfabesiyle yazılmış olduğunu bilmeden... Atalarımız ne demişler "büyük lokma ye, büyük söz söyleme..."

 

Haluk TARCAN

- 1/3/2007 - yorum {1} - yorum yaz

Sevgili Ortağımız Avrupa Birliği

Kategori: GUNCEL-HABERLER

Bu Nasıl Ortak?

Sınıflar sardalya kasası gibi...
60'şar 70'şer kişi sığışıyor çocuklarımız.
Öğretmenlerimiz, ameleden az kazanıyor.
Bu şartlarda AB'ye girmemiz mümkün mü?
Değil.
Peki siz hiç, bugüne kadar Avrupa Birliği'nin bir defa olsun, "bu
sorunu çöz, çözmezsen olmaz" dediğini duydunuz mu?
Ben duymadım.
Ama eğitimle ilgili ne duyuyoruz hep?
"Ruhban Okulu'nu aç."
                                 ***
Sabahın 4'ünde giriyoruz hastane kuyruğuna... Kalp ameliyatına bile 6
ay sonraya gün veriliyor...
Temel insan hakkımız yok yani!
"Al şu fonları, hastane aç" diyor mu?
Demiyor... Ne diyor?
"Limanları aç."
                                 ***
Bayramda 104 kişi daha öldü. Her yıl küçük bir Avrupa kenti kadar
insanımız yollarda heba oluyor.
"Yollarını düzelt" demesi gerekmez mi?
Gerekir... Ama o ne diyor?
"Ermenistan'a yol aç."
                                 ***
Resmi olarak 2.5 milyon, gayriresmi olarak 10 milyon işsiz var
Türkiye'de.
Fas'ın Tunus'un Cezayir'in işsizini alıyor.
Bize duvar.
Bir tek kimi alıyor bizden?
PKK'lıyı.
İşçi suçlu. Terörist mağdur(!).
                                 ***
Bölücü posteri taşıyana "dokunma" diyor.
Atatürk posteri asana "indir onu" diyor.
                                 ***
AB üyesi İngiltere, kendi genelkurmay başkanına göre bile, "elalemin
ülkesinde işgalci."
Çıt çıkmıyor.
Bizim asker, "kendi toprakları üzerinde" uçak uçuruyor... Şiddetli
itiraz. Kınama.
                                 ***
El ele verip, Çanakkale'den Antep'e, İzmir'den Urfa'ya, katlettikleri
Türk'ün haddi hesabı yok.
"Soykırımcısın" diyor.
"Değilim" demek yasak üstelik.
                                 ***
Kendi ülkesinin şartlarına göre kanun çıkarmakla yükümlü olan Meclis,
"tercüme bürosu"na döndü... Trafik suçu bile işlenmeyen ülkelerin
kanunları bire bir Türkçe'ye çevriliyor.
Sonra ne oluyor?
İt, uğursuz kol geziyor.
Namuslu vatandaş korku içinde.
                                 ***
Farz edelim, Akmerkez'e gittiniz.
Üstünüz aranıyor mu?
Aranıyor... Çocukların bile aranıyor.
Ama polis, şüphelendiği bir kişinin üstünü arayabiliyor mu?
Arayamıyor.
Neden?
Çünkü artık, hakim kararı gerekiyor.
Akmerkez'deki güvenlik görevlisinin hakim kararına ihtiyacı yok...
Devletin polisinin hakim kararına ihtiyacı var.
Buna "AB'ye uyum" deniyor.
                                 ***
Tatile gideceksiniz...
Mesela, Belçika'ya.
Vize vermek için, tapu istiyor, banka cüzdanı istiyor, gidiş-dönüş
uçak bileti istiyor, kalacağın otelin rezervasyonunu istiyor, şimdi
yeni moda çıktı, kulaklarını gösteren fotoğraf istiyor.
Ama Fehriye orada.

Hâlâ bir terslik yok mu burada?

 

(ALINTI)

- 14/11/2006 - yorum {4} - yorum yaz

Atatürk Olsaydı

Kategori: GUNCEL-HABERLER

- 14/11/2006 - yorum {2} - yorum yaz

Lütfen Bu Ürünlere Fransız Kalın!!!

Kategori: GUNCEL-HABERLER

Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Şarlken ile 24 Şubat 1525'te Kuzey İtalya'da yaptığı savaşta yenik düşen Fransa Kralı Fransuva'nın kendisinden yardım istemesi üzerine Kanuni Sultan Süleyman'ın ona gönderdiği meşhur "Ferman"ın metni:

 

             "Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah'ın yer yüzündeki gölgesi Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve Azerbaycan'ın ve Şam'ın ve Halep'in ve Mısır'ın ve Mekke'nin ve Medine'nin ve Kudüs'ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen'in ve nice memleketlerin sultanı ve padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Süleyman Han oğlu Sultan Süleyman Han'ım. Sen ki Fransa vilayetinin kralı Fransuva'sın.

              Hükümdarların sığındığı kapıma elçinizle mektupla gönderip ülkenizi düşman istila edip şu anda hapiste olduğunuzu bildirip kurtuluşunuz konusunda bizden yardım talep ediyorsunuz. Söylediğiniz her şey dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur. Her şeyden haberdar oldum.

              Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek bir şey değildir. Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. Böyle bir durumda atalarımız düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri kalmamışlardır. Biz de atalarımızın yolundayız ve daima memleketler ve alınmaz kaleler fetheylemekteyiz. Gece gündüz daima atımız eyerlenmiş ve kılıcımız belimizde kuşatılmıştır.

               Yüce Allah hayırlara bağışlasın. Allah’ın istediği ne ise o olsun. Bundan başka haberleri gönderdiğiniz adamınızdan öğrenebilirsiniz. Böyle biliniz."

 

Lütfen Bu Ürünlere Fransız Kalın!!!

 

TAM LİSTE İÇİN:

http://simdihareketzamani.tripod.com/tamliste.htm

 

*FRANSIZ ÜRÜNLERİNİN BARKODLARI 30 İLE 37 ARASINDA BiR RAKAMLA BAŞLAR: Barkodu 30 ile 37 arasında bir rakamla başlayan ürünler doğrudan Fransa'dan ithal edilmiş demektir.

 

Fransiz Markasi

Ürün Kategorisi

Total

Benzin

Elf

Benzin

Pierre Cardin

Giyim/Aksesuar

Lacoste

Giyim

Cacharel

Giyim

Daniel Hechter

Giyim

Peugeot

Otomobil, Motosiklet, Bisiklet

Renault

Otomobil

Citroen

Otomobil

Michelin

Oto Lastik

Uniroyal

Oto Lastik

Sagem

Bilgisayar/Iletisim Ürünleri

Alcatel Telekom

Iletisim Ürünleri

Lafarge

Insaat, Çimento

Benzamycin

Ilaç

Novalgin

Ilaç

Peugot

Bisiklet

Danone

Yogurt

Tikvesli

Yogurt

Yoplait

Yogurt

Danone, Hayat

Sise Su

Tefal

Mutfak Esyasi

Vichy

Kozmetik

Biotherm

Kozmetik

Christian Dior

Kozmetik

L'Oreal

Kozmetik

Jacob's

Kracker

Cacharel

Parfüm

Chanel

Parfüm

Christian Dior

Parfüm

Fahrenheit

Parfüm

Gio De Giorgio Armani

Parfüm

Giorgio Armani

Parfüm

Jacob's

Bisküvi

Kerastase

Saç Ürünleri

L'Oreal

Saç Ürünleri

Studio Line

Saç Ürünleri

AXA

Sigorta

Basak Sigorta (Groupama Internatinal)

Sigorta

Basak Emeklilik (Groupama Internatinal)

Sigorta

Günes Sigorta

Sigorta

Marie Claire

Dergi

Car & Driver

Dergi

Elle

Dergi

Home

Dergi

Metropolitan Home

Dergi

L'Oreal

Sampuan

Pantene

Sampuan

Studio Line Daily Express

Sampuan

Avene

Cilt Bakim Ürünleri

Orlane

Cilt Bakim Ürünleri

Tefal

Mutfak Esyasi

Rowenta

Ütü

Tefal

Ütü

Thomson

Televizyon

Rowenta

Ev Esyasi

- 12/11/2006 - yorum {0} - yorum yaz

ACI AMA GERÇEK!

Kategori: GUNCEL-HABERLER
'TÜRKLERİN DUYARSIZLIĞINI ANLAYAMIYORUZ'
 

Fethiye'de yaşayan yabancılar, restoranlarda Türk Lirası kullanılması, fiyat listelerinin ve işyeri levhalarının Türkçe yazılması için belediyeye başvurdular. Grup temsilcisi İngiliz, “Türklerin, dillerine duyarsızlığını algılayamıyoruz” dedi

 

Muğla'nın Fethiye ilçesinde yaşayan yabancılar restoranlarda Türk Lirası kullanılması ve işyerlerindeki fiyat listelerinin de Türkçe yazılmasını istediler. Ölüdeniz beldesindeki İngilizler, restoranların euro, dolar veya paund yerine lira kullanmasını istedi. Bölgede yaşayan İngilizlerin kurduğu ORA (Ovacık Residents Association- Ovacık Sakinleri Grubu), Ölüdeniz Belediye Başkanı Keramettin Yılmaz'ı ziyaret ederek, bu isteklerini kendisine bildirdi. Ölüdeniz ile ilgili 8 maddelik bir gündem oluşturan ORA grubu temsilcileri, kentteki ulaşım, yeşil alan, spor sorunları ve çözüm yollarını bu gündemde dile getirdi. Grubun sunduğu en önemli istek maddesini ise “restoran ve diğer işletmelerin tabelalarında fiyatların YTL olarak yazılması ve hesapların da yine Türk Lirası ile alınması” oluşturdu. 90 kişiden oluşan derneğin başkanı Peter Cilsyley, Türkiye'de yaşadıklarını ve Türk parasını kullanmak istediklerini söyledi.

SİZ İNGİLTERE'YE GELSENİZ...

“Siz İngiltere'ye gelseniz kaç yerde Türk Lirası ile alışveriş yapabilirsiniz? Veya kaç işyerinin kapısında fiyatlar Türk Lirası ile yazar? Neredeyse hiçbir yerde. İşte biz de Türkiye'de yaşıyorsak, fiyat etiketlerinin buranın parası ile yazılmasını istiyoruz. Türklerin kendi dillerine duyarsızlığını algılayamıyoruz” diyen Cilsyley, başkandan bu konuda destek beklediklerini söyledi.

- 11/11/2006 - yorum {3} - yorum yaz

O.P. Olayı

Kategori: GUNCEL-HABERLER

O.P.

 

"GERCEK YUZU GORMEK"

 RAHMETLI AHMET TANER KIŞLALI’NIN ORHAN PAMUK HAKKINDA
1999 YILINDA KALEME ALDIĞI YAZI'dan ...

BALO MASKESIZ OLSUN!

Kimileri "ortaoyunu"nu maskeli balo ile karıştırıyor.
Ortaoyunu güldür güldür, bu güldürmüyor...
Maskeli balonun bir gizemi vardır, bu ise sadece çirkinlikleri gizliyor.
Kimileri maskelerin ardındaki gerçeği bilmiyor.
Kimileri ise bildiği halde susuyor.
Ya çıkar gereği... Ya da korkudan!
Balo maskesiz olmalı ki, kimin kiminle dans ettiği bilinsin...
Maskeler inmeli ki, o maskelerin ardındaki suratları beğenmeyenler, aldatılmaktan kurtulsun!

* * *

Önce, bir romancımızın son kitabinin 50 bin adet basıldığı yazıldı.
Arkasından kısa sürede 100 binlik bir satışın gerçekleştiği açıklandı.

Derken, çıktığı günden beri ikinci cumhuriyetçi çizgisini korumaya özen
gösteren Aktüel dergisi, romancıyı Türkiye'nin "bir numaralı aydını" ilan etti.
Bu romancımızın adı Orhan Pamuk'tu!

Ben bu "Büyük" (!) yazarımızın bir romanını okumayı denemiştim.
Başladığım şeyi bitirme konusundaki tüm inatçılığıma karşın, bitirememiştim.
Ama "Kara Kitap" basında öylesine övüldü ki, ikinci bir deneye girişmekten
kendimi alamadım. Ve o çabamda da, daha yarıya gelmeden havlu atmak durumunda kaldım.

Tahsin Yücel ve Emin Özdedir gibi, çok saydığım isimlerin bu yazarla
ilgili oldukça ağır eleştirilerini anımsadım. Ama beğenenlerin de
"beğenme hakkı’na saygı duydum.
Ta ki... Bir okurum "Kara Kitap"ta gizlenmiş bir bölüme dikkatimi
çekinceye kadar..."Çocukluğunda kız kardeşi ile tarlada karga kovalayan
sapık bir padişah" gibi bir anlatım vardı bu bölümde!

* * *

Prof. Çetin Yetkin yönetiminde, "Müdafaa-i Hukuk" adlı çok değerli aylık
bir dergi çıkıyor. İlginç bir rastlantı olarak, derginin Aralık 1998
sayısında, Prof. Fahir İz’in bir incelemesi yayımlandı: "O. Pamuk'taki
Atatürk Anlayışı..."

Meğer benim artık okumayı denemediğim kitaplarında daha neler varmış!
İşte birkaç örnek:
" Sonra kasaba alanına dolanır. Atatürk heykellerine sıçan güvercinleri ayıplar..."
"Atatürk kendini içkiye vermiş meyhane kalabalığına, cumhuriyeti emanet etmiş olmanın güveniyle gülümsüyordu..."
"Atatürk'ün leblebi zevkinin ülkemiz için ne büyük felaket olduğunu..."
"Sonra bir cumhuriyet, Atatürk, damga pulu havasına girdiğimizi hatırlıyoruz..."

Sayın İz, 275 sayfalık bir kitapta, tam sekiz yerde ve " hiç gerekmediği halde " Atatürk'e sataşıldığını saptamış. Şöyle diyor:"Bunlar kitaptan çıkarılsa hiçbir şey değişmez.
Yalnız yazarın kimi ruhsal gereksinimleri tatmin edilmemiş olur!" Kim bilir, belki de Orhan Pamuk'un " en birinci aydın" ilan edilmesinde, bu incelemenin de büyük katkısı olmuştur!

* * *
Ben, inandıklarını açıkça savunanlara hep saygı duymuşumdur...
O düşüncelere karşı olsam bile!
Ama o yürekliliği gösteremeyip de bunu sinsice yapmaya çalışanlara...
oraya buraya "bityeniği" sokuşturanlara... hep tiksinerek bakmışımdır.Bunu hep zayıf bir kişiliğin, zavallı bir ruh halinin yansıması olarak görmüşümdür.

Oyun maskesiz oynanmalıdır!
Çirkinlikleri gizleyen maskelerin indirilmesini de tüm " gerçek aydınlar" görev saymalıdır!

Ve de Pamuk adlı yazarı, isteyen okumalı, isteyen sevmelidir... Ama ne olduğunu, kim olduğunu bilerek!..
Maskenin arkasındaki gerçek yüzü görerek!...

A. Taner KIŞLALI

Cumhuriyet, 27 Ocak 1999

- 11/11/2006 - yorum {0} - yorum yaz

Nihat Genç NOBEL Ödülünü Yorumluyor:

Kategori: GUNCEL-HABERLER

NOBEL ÖDÜLÜ NEDEN VERİLDİ? http://www.youtube.com/watch?v=F7FCP0kbgfk&eurl=

 

- 9/10/2006 - yorum {2} - yorum yaz

Nihat Genç, Ferit Orhan Pamuk Gerçeğini Açıklıyor:

Kategori: GUNCEL-HABERLER

                                   

FERİT ORHAN PAMUK-1: http://www.youtube.com/watch?v=pYUkqcSKTOY

FERİT ORHAN PAMUK-2: http://www.youtube.com/watch?v=aEfqL6CZKkU

 

Ferit Orhan Pamuk’a ve Yandaşlarına İvedi Yanıtlanması Gereken Birkaç Soru:
15 Ocak 2006

 

1. Aşağıdaki alıntılar göstermektedir ki, size ait olmayan bir kitaptan, yalnızca   betimlemeleri, tümceleri değil, olay örgüsünü de kaynak göstermeden almışsınız. Diğer romanlarınızda da aynı yöntemi uyguladınız mı?

2. Beyaz Kale’yi yazarken bunca kitaptan “yararlandığınız”(!) halde, 15. baskıya dek kaynak belirttiğiniz kitaplar listesini niçin koymadınız?  Romanınıza temel kitabın adını ise (Pedro’nun Zorunlu İstanbul Seyahati) neden hiç koymadınız?

3.  Aşağıdaki durum ciddi bir durumdur. Böyle bir durumda bir yazar utanarak evine çekilir ya da bir açıklama yapar.

Tüm TÜRK YAZARLARI adına soruyorum: Sanatçı olmanın olmazsa olmazlarından olan DÜRÜSTLÜK, ONUR, AÇIKYÜREKLİLİK gibi kavramlar sizde ne anlama geliyor?

4. Sizce hırsızlığın suçu ne olmalıdır?

Orhan Pamuk, Ocak 2002’de kapı kapı gezerek gerçekleştirdiği onlarca TV söyleşilerinden birinde (CNNTÜRK, Turan Yavuz, “Soru-Cevap programı), sokak röportajında bir okurun "Yararlanma söylentileri konusunda Orhan Pamuk ne der?" yollu sorusuna, bu kişiyi önce "korkak" sözcüğünü kullanarak utanmazca azarladı (Oysa okur "hırsız" diyemeyecek kadar inceydi) ve bu iddiaları “iftira” diye geçiştirdi. Ben, herkesin Orhan Pamuk diye gözünün karardığı dönemde, Murat Bardakçı’nın savlarının izini sürerek, 1996 yılında iki kitabı inceleyerek aşağıdaki benzerlikleri(!) buldum ve Edebiyat ve Eleştiri’nin Mart-Nisan 1996, 24. sayısında “Roman Yazma Teknikleri İçin Bir İbret Belgesi” adıyla yayınladım… (Burada bazı yerlerde yapıldığı gibi “kim once bu işi bildi” yollu tartışmanın anlamı yok. Ben sayın Bardakçı’dan haber olarak okudum ve gidip kitapları aldım, karşılaştırmayı yaptım. Başka da yapana rastlamadım. Bunun bir önemi de yok. Önemli olan aşağıdaki facia durumun bir eşek ölüsü gibi Türk Edebiyatı’nın kucağında duruyor olmasıdır!)

Bu durumu açıklığa kavuşturmadıkça Orhan Pamuk’un söylediği, yazdığı hiç bir şeyin değeri olmamalıdır. Türk Edebiyatı bu kadar mı sahipsizdir? Bu “ibret belgesi” metni tekrar yayınlıyorum. (A.Y.)

Aşağıdaki karşılaştırmada kullanılan bordo alıntılar, Güncel Yayıncılık tarafından Ocak 1996 yılında yayınlanan, Fuad Carım çevirisi, "Pedro’nun Zorunlu İstanbul Seyahati" adlı, 16. yy. da Türkler’e esir düşen bir İspanyol’un anılarını anlatan kitaptan,  yeşil alıntılar İletişim Yayınları tarafından Ocak 1996 yılında l7. baskısı yapılan Orhan Pamuk’un "Beyaz Kale" adlı romanından alınmıştır.

"...Cenova’dan Napoli’ye giderken, hareketimizi haber alarak Ponza Adaları’nda bekleyen Türk donanmasının hücumuna uğradık..." (Pedro s.11)

“Venedik’ten Napoli’ye gidiyorduk. Türk gemileri yolumuzu kesti..." (Pamuk s.11)

"...Ama ne olur ne olmaz, gene esir düşebiliriz korkusu ile, kürekçileri sıkıştırmaktan vazgeçtiler. Malüm a, kürek çekenler ya Türk, ya Mağribi. Gemi bir kere zaptedil mi, bunlar artık serbest. O vakit, Türklere, bu bize şunu etti, şu bize işkence yaptı, derler..." (Pedro s.12)

"... Türk ve Mağripli olan kürekçilerimiz sevinç çığlıkları atıyordu; sinirlerimiz bozuldu... Esir düşerse cezalandırılmaktan korkan kaptanımız kürek kölelerini şiddetle kırbaçlatmak için bir türlü emir veremiyordu..." (Pamuk s.11)

 "...İlk önce, öyle bir niyetimiz olmadı değil. Fakat bir borda ateşi yiyince teslim olduk..." (Pedro s.13)

"Şiddetli bir borda ateşine tutulmuştuk, hemen teslim olmazsak gemimiz batacaktı..." (Pamuk s.12.)

"...Birinin bileklerini, kulaklarını ve burnunu kesip omuzuna bir pafta yapıştırdılar; paftada şu yazılı idi: ‘Böyle eden böyle olur’. Öbürünü kazığa çaktılar..." (Pedro s.12)

"Kazığa oturtulan korkak kaptanımız yeni ölmüştü. Kırbaççıları, burnunu, kulağını kesip ibret olsun diye bir sala koyup denize bırakmışlardı..." (Pamuk s.11.)

"...Rampacılar gemiye daldılar ve herkesi çırılçıplak ettiler. Beni tepeden tırnağa soymadılar; sırtımdakiler, onların hoşlanmadıkları ve beğenmedikleri şeylerdi. Hem, sırtımdakilerle uğraşmaya bir lüzum görmediler; yattığım kamara çok daha değerli eşyalarla doluydu..." (Pedro s.13.)

"...Rampacılar gemimize ayak basarlarken kitaplarımı sandığıma koyup dışarı çıktım. Gemi ana-baba günüydü. Dışarıda herkesi toplamışlar çırılçıplak soyuyorlardı..." (Pamuk s.14.)

"...Cerrah mısın, diye sordular. Hayır deyince, az kalsın partiyi kaybediyordum. Bereket versin lafa, sözü geçen kaptanlardan Durmuş Reis karıştı. Cenevizli dönme Durmuş Reis ‘İdrar ve nabız hekimidir, cerrahtan daha faydalıdır" dedi, kürekten işte bu suretle kurtuldum..." (Pedro s.13.)

"...Sonradan Ceneviz dönmesi olduğunu öğrendiğim Reis iyi davrandı bana; neden anladığımı sordu. Küreğe verilmemek için hemen astronomi bilgimden, geceleri yön bulabileceğimden söz ettim, ama ilgilenmediler. Bunun üzerine bende bıraktıkları anatomi cildine güvenerek hekim olduğumu ileri sürdüm. Az sonra gösterdikleri kolu kopmuş birini görünce cerrah olmadığımı söyledim. Öfkelendiler, beni küreğe çekeceklerdi ki, kitaplarımı gören Reis sordu: ‘idrardan ve nabızdan anlıyor muydum?’ Anladığımı söyleyince hem küreğe verilmekten kurtuldum..." (Pamuk s.14.)

"...En üste Muhammed’in sancaklarını astılar; bunların altına, bizden aldıkları bayrakları, haçları ve Meryem Anamız’ın tasvirlerini astılar. Külhanbeyler, başaşağı asılan bu haçlarla tasvirleri bir ok yağmuruna tuttular... Derken denizlerde eşine rastlanmayan bir top ateşi koptu..." (Pedro s.18.)

"...Bütün direklerin tepesine sancaklar çektiler, altlarına da bizim bayrakları, Meryem Ana tasvirlerini, haçları tersinden asıp külhanbeylerine aşağıdan oklattılar. Derken toplar yeri göğü inletmeye başladı..." (Pamuk s.14.)

"...Ulu-Türk, tutsakları görmek istedi. İki bine yakın tutsağı, ayaklarından zincirleyip sıraladılar; kaptan ve zabit olanları boyunlarından çemberlediler ve bizden aldıkları trampetaları  çalarak, boruları öttürek ve bayrakları sürükleyerek hepimizi saraya götürtüler..." (Pedro s.19.)

"...Bizleri Padişah’a çıkarmak için zincire vurdular, askerlerimizi gülünç göstermek için zırhlarını ters giydirdiler, kaptanların ve subayların boyunlarına demir çemberler taktılar, gemimizden aldıkları borularımızı, trampetlerimizi alayla ve keyifle çalarak eğlene eğlene bizi saraya götürdüler..." (Pamuk s. 18)

"...Sinan Paşa’nın oniki yıldan beri çektiği nefes darlığı artmıştı. Göstermediği hekim kalmamıştı. Sonunda beni de çağırdılar. Paşa’ya elimle bir şurup hazırladım. Nasıl alınacağını sorunca, işi çaktım ve bir kaşık isteyerek, gözü önünde, üç kere doldurup içtikten sonra, ‘alsana senyör’ diyerek, kendisine de içirdim..." (Pedro s.22.)

"...Oysa, derdi, bildiğimiz nefes darlığıydı. İyice sorup soruşturdum, öksürüğünü dinledim, sonra mutfağına inip orada bulduklarımla naneli yeşil haplar yaptım; bir de öksürük şurubu hazırladım. Paşa zehirlenmekten korktuğu için göstererek şuruptan bir yudum içip haplardan bir tane yuttum..." (Pamuk s.17.)

"...Amcabey diye  anılan, aslen Valencialı birini yollayarak, bir hıyanette bulanmayacağıma dair yemin ettirip zincirimi söktürdü..." (Pedro s.24.)

"...Bir hafta sonra bir gece gelen kâhya, kaçamayacağıma yemin ettirdikten sonra zincirlerimi çözdü..."  (Pamuk s.18)

"...yolda müslüman olmamı istedi. Yapamam, dedim. Koruya vardığımızda, dostlarından olan ve Hristiyanlıktan dönme, iki kişi beklemekte idi... Ne söylediğimi soran Paşa’ya, ben karşılık vererek, öfkeyle, kestirin kafamı, callada da, sana verilen emri yerine getir, dedim... ‘Seni din düşmanı ve Muhammed düşmanı köpek seni, biraz geçsin, ben sana yapacağımı bilirim...’ deyip yürüdü..." (Pedro s.28-29)

"...Bir kâhya kararımı sordu. Belki kararımı değiştirirdim, ama bana bunu bir  kâhya sordu diye değil!  Şu sırada din değiştirmeye hazırlıklı olmadığımı söyledim... İkisi, bir duvar dibinde durup ellerimi bağladılar, pek de büyük olmayan bir balta vardı ellerinde. Müslüman olmazsam, Paşa boynumun hemen vurulmasını emretmiş. Kalakaldım...

(...) Orada ellerimi çözerlerken azarladılar beni: Allah, Muhammet düşmanıymışım." (Pamuk s.30-3l.)

Ahmet Yıldız

                      

         NİHAT GENÇ                                             FERİT ORHAN PAMUK

- 9/10/2006 - yorum {1} - yorum yaz

Televizyon ve Zararları

Kategori: GUNCEL-HABERLER

RTÜK ÜYESİ PROF. DR. DAVUT DURSUN: “ŞİDDET İÇERİKLİ PROGRAMLAR, ŞİDDETİ OLAĞAN, SIRADAN VE HAYATIN BİR PARÇASI OLARAK SUNMAKTADIR.”

 

Reklamverenler Derneğince Boğaziçi Üniversitesi Garanti Gösteri Merkezinde düzenlenen “TV’de Şiddet ve Sorumluluklarımız” konulu panelde konuşan Radyo Televizyon Üst Kurulu Üyesi Prof. Dr. Davut Dursun, televizyonlarda yer alan şiddet içerikli programların, şiddeti olağan, sıradan ve hayatın bir parçası olarak sunduğunu, bunun da rahatsızlık yarattığını bildirdi.

 

Medyadaki şiddet içerikli haberlere maruz kalanların dünyayı daha karanlık ve kötülüklerle dolu olarak algıladığını bildiren Prof. Dr. Davut Dursun, televizyonlardaki şiddet içerikli programların toplumda şiddete karşı duyarsızlığa neden olduğunu, çocuklara da zarar verdiğini kaydetti.

 

Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ise şunları söyledi: “Türk ailesinin nesilden nesile aktararak günümüze taşıdığı insani ve etik değerler, televizyonun güçlü söylemi karşısında önemini kaybetmektedir. Televizyon, ailenin değer üretme kabiliyetini köreltmektedir. Çocuklar, anne ve babalar ya da öğretmenler yerine televizyondan rol model benimsemektedir. Özellikle genç kızlarımızın rol model aldıklarının, renkli hayatları sunulan 100 kişiden ibaret olması düşündürücü. Bir meslekte başarılı olmuş kadınların rol model olması gerekli. Genç kızların yetişmesindeki rol modelleri konusunda dikkatli davranmak gerekli.”

 

Reklamverenler Derneği Başkanı Hakan Uyanık da televizyonlardaki şiddetin sokaktaki şiddeti tetiklediğinin genel bir kanı olarak düşünüldüğünü kaydederek, “Şiddet içerikli programların önlenmesine karşı bir bilinç oluşturmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

 

Öte yandan Avustralya’da 30 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir araştırma, günde 1.5 saatten az televizyon izleyenlerin hafızasının daha güçlü olduğunu ortaya koydu:

 

Queensland Üniversitesi’nin araştırmasına göre, televizyon yerine gazete veya kitap okumak, bulmaca çözmek zihinsel faaliyetlerin artmasına yol açıyor.

 

Kaynak: www.temizekran.com

- 5/10/2006 - yorum {1} - yorum yaz

Son Sayfa Sonraki Sayfa
Hoş Geldiniz!
TÜRKÇE ve EDEBİYAT İÇİN EĞİTİM VE DÜŞÜNCE SİTESİ

GİRİŞ
KİMLİK
ESKİLER
ELMEK


KAYNAKLAR
*TÜRKÇE SÖZLÜK
*YAZIM KILAVUZU
*İMLA KILAVUZU
*ATASÖZLERİ SÖZLÜĞÜ
*KİŞİ ADLARI SÖZLÜĞÜ
*ÇEVİRİ SÖZLÜĞÜ
*KİM KİMDİR?
*TARİHTE BUGÜN
*TÜRK DİL KURUMU
*TÜRKÇE GÖNÜLLÜLERİ
*EDEBİYAT ÖĞRETMENİ
*ROMAN ÖZETLERİ
*KİTAP ÖZETLERİ
*ŞİİR DENİZİ
*ERGENÇ
*HULUSİ BAYAR
*AHMET KOÇAK

YENİLER
@ SBS ve OKS SONUÇLARI
@ YILSONU ETKİNLİĞİMİZ
@ YORUMSUZ BİR ALINTI
@ Temel Ögeler (Özne, Yüklem)
@ Yardımcı Ögeler
@ Cümlenin Ögeleri İle İlgili Uyarılar
@ Fiillerin Bütün Çekimlerinin Tablosu
@ Fiilerde Çatı
@ Ek-Fiil ve Fiilimsi (Eylemsi)
@ Yapılarına Göre Fiiler
@ Fiillerde Basit ve Birleşik Kip
@ Fiiler (Eylemler)
@ Ad Tamlamaları
@ Adlar
@ Uygar(!) Avrupa'ya...
@ Türk Destanları
@ "Önder"den Öğretmenlere
@ Sağlıksız Aile
@ Dil, Başlıca Dil Grupları ve Türkçenin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri
@ Edebiyat Bilgileri-Şairler ve Yazarlar
@ Sevgili Ortağımız Avrupa Birliği
@ Atatürk Olsaydı
@ Türkçe ve Edebiyat Terimleri Sözlüğü-1 (A-K)
@ Türkçe ve Edebiyat Terimleri Sözlüğü-2 (L-Z)
@ Çocuk Yetiştirirken Dikkat Edilmesi Gerekenler

SON YORUMLAR NELER VAR?
  • ANNE-BABA_EGiTiMi
  • COCUKLARA_REHBERLiK
  • GUNCEL-HABERLER
  • KULTUR-EDEBiYAT
  • OGRETMENLERE
  • TURKCE_DERSi
  • YAZILILAR


  • KOMŞULAR

    www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
    www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
    www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al