| TÜRKÇE EĞİTİM VE EDEBÎ DÜŞÜNCE SİTESİ |
Kurşun Yağıyor / Kanlar Akıyor![]() KURŞUN YAĞIYOR / KANLAR AKIYOR / DUYARSIZ AZINLIK / CAMDAN BAKIYOR
20.10.2007’de Ereğli’de “Şehitlere Saygı” adı altında bir yürüyüş düzenlendi. Ulusal basında da yer bulan kimi haberlerden edindiğimiz bilgilere göre 15–20.000 kişi yürümüşüz. Herhangi bir siyasi gruba mal edilmeden, tüm Ereğli’nin çoğunlukla katıldığı güzel bir etkinlik oldu. Düzenleme kurulunun eşsiz çabasını da özellikle kutlamak istiyorum. Bürokratlarımızdan, üniversitelilere, analarımızdan, çocuklarımıza herkes oradaydı. Ben de bu vatanın bir evladı olarak elbette katıldım yürüyüşe… Benim de öğretmenliğimi yapan insanları gördüm ve benim öğrencilerimi de… Aslında bu yazıyı hiç yazmayacaktım. İçime gömecektim içimi acıtanları… Ama “Halk Oylaması”nın yapıldığı bugün, 21.10.2007 tarihinde, yani yürüyüşü yapmamızın hemen ardından bir gün sonra, yine aynı kalleşliği yapmaları artık benim de sabrımı taşırdı. Haberi, sandık kurulundaki görevimi yaparken aldım. Telefonla bana bunu ileten arkadaşıma hiçbir şey diyemedim. Boğazımın düğümlenmesi bir yana hemen dışarı çıktım ve inanın ağladım. Ben askerliğimi Diyarbakır’da takım komutanı olarak yaptım ve Pazartesi, yani yarın askerlik şubesine giderek yeniden ve göreve hazır bir gönüllü olduğumu bildireceğim. Hiçbir şey umurumda değil artık ve hiçbir şey umurumda olmadan yazacağım bu yazıyı, artık yeter! Birilerinin bu vatanın çocuklarını ciddiye alması için bizim de mi dağa çıkmamız lazım? Önce ilçemizde gözlemlediğim ve beni çokça üzen kimi belirlemelere değinmek istiyorum: 1- Cuma günü sabah okulda, andımızdan sonra (Hani o her sabah ezberden tekrarladığımız ve “…yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.”, “Varlığım, Türk varlığına armağan olsun!” dediğimiz o andımızdan sonra) yürüyüşü duyurmuştum tüm öğrencilerime. Birkaç teneffüs sonra bir öğrencim geldi. “Afiş yazmayı düşündüğünü” söyleyerek elinde afişe yazmak istediği sözlerin olduğu bir kâğıdı uzatıp “bunların uygun olup olmadığını” sordu. Kâğıda baktım, güzel ve uygun sözlerdi. Yalnız bir tanesinin üzeri karalanmıştı. Sordum merakla, “Bunu neden karaladın? Ne yazıyordu burada?” dedim. “ ‘Kahrolsun pkk!’ yazıyordu hocam.” dedi. Peki, neden karaladın?” diye hayret ve merakla sordum. Aldığım cevap daha da şaşırttı beni ve adeta yıktı: “Hocam sınıf öğretmenimiz X Hanım bunun sert olduğunu, ağır olduğunu söyledi.” “Tamam, çocuğum. Öğretmenin dediyse doğrudur.” deyip onu yolladıktan sonra soluğu X Hanım’ın yanında aldım. Uygun bir dille “Bebek katilinin posterini alıp, bölücü sloganlarla en büyük kentlerimizin orta yerlerinde belediye otobüslerini yakmaya cesaret etmenin ağır olup olmadığını” sordum. “O bölücüler bile bu tür eylemlerinden dolayı zarar görmezken, ab-d yasaları çerçevesinde bu eylemleri insan hakkı (!) sayılırken; ilçemizde ‘Şehitlere Saygı’ adıyla düzenlenen ve tüm ilçenin ortaklaşa düzenlediği, bürokratların da desteklediği ve katıldığı bir yürüyüşte ‘Kahrolsun pkk!’ sloganının kullanılmasının neden ağır olacağını düşündüğünü” sordum. Ve ekledim: “Yoksa pkk kahrolmasın mı? Biz bu yürüyüşü ne için yapıyoruz? Terörü lanetlemek için değil mi? ‘Lütfen’ diyerek, rica ederek mi lanetleyeceğiz? Kahrolsun deyince ayıp mı olur onlara?” Bana verdiği cevaplar trajikomikti. Buraya yazmayacağım bile… Ancak bana söylediği bir cümle vardı ki ne durumda olduğumuzu bir anda anlayıverdim: “Şey… Hocam… Aslında ben bu yürüyüşü sizin düzenlediğinizi sanmıştım…” Hiçbir şey demedim. Öğretmenler odasından çıkarken panoda gözüme takılan “20.10.2007’de (Yürüyüş günü yani) X Hanım’ın altın günü vardır.” yazısı olay hakkında daha açıklayıcı oldu benim için… Bunu kendi düzenledikleri gün tarzı bir şey sanıyordu galiba hanımefendi ve aslında bir aydır bangır bangır duyurulan bu etkinliği hiç duymamıştı veya duysa bile hiç de umurunda değildi. Üstelik kimin düzenlediğinin ne önemi var? Kimin düzenlediği değil, kim için düzenlendiği önemli değil mi? Gün bugün değil miydi? Gün görmeyen o şehitler için bir kez olsun gün yapılmasa olmaz mıydı? Şehitler hepimizin değil miydi?
2- Çocuklarını bu yürüyüşe göndermedikleri gibi kendileri de katılmayan kimi velilere bu sözlerim: Çocuklarınızı bugün bu yürüyüşe göndermediniz korumacı duygularla… Peki, çocuklarını vatan koruması için askere gönderen ve onları şehit veren, onları bir daha hiç koruyamayacak o anne-babaların acısını anlayabilir misiniz biraz olsun? Onların evlatları bir daha geri dönemeyecek biliyor musunuz? Onlar hepimizin evlatları değil mi yoksa? Siz kendi çocuklarınızı bugün yollamadınız bu tepki ve destek yürüyüşüne… Peki, aynı çocuğunuzu yarın askere yolladığınızda şehit olup gelirse mi (Dikkat edin “Allah göstermesin” demedim) yürüyüş yapacaksınız? Bu acıyı sahiplenmek için buna gerek var mı? Ateşin bizi de yakması için mutlaka bize de değmesi mi gerekir? İçinde yaşadığımız aynı vatan için şehit olmadılar mı o yiğitler? Yoksa sadece onların vatanı mıydı korudukları?
3- Yürüyüş günü –esnafların açık olması haydi bir yana da- ilçemizdeki birçok dershane hangi mantıkla ders yaptı? Bu yürüyüş her gün mü yapılıyordu? Bir gün ders yapmasalar ve hatta çocukları da alarak yürüyüşe gelselerdi daha “eğitici” olmaz mıydı? Bu da bir ders değil midir? Hatta en önemli ders bu değil midir? Yoksa dershanelerin amacı “eğitim-öğretim” değil mi! Esnaftan bir farkınız olmalı değil miydi? O dershanelerinizin üzerinde bulunduğu vatan için canlarını, kanlarını feda eden şehitlere yarım günlük saygı çok muydu? Yürümek yerine sadece camlarından baktığınız o dershaneniz hangi vatanda beyler? Yoksa bu vatan sizin değil mi? Yoksa bu şehitler sadece bizim mi?
4- Ve yine aynı dershanelerde, “Aman canım, biz yürüsek, bağırsak ne değişecek!” gibi sığ düşüncelerini çocuklara aktarmaya çalışan sözde öğretmenlere sesleniyorum! Orada şehit olan ana kuzuları şöyle dedi mi: “Aman canım, bir benim gitmemle mi vatan kurtulacak? Ben gitmesem bir şey değişmez!” dedi mi? Evet, haklısınız; belki sizlerin gelmemesi bir şeyi değiştirmezdi. (Ki zaten bu mantıkta iseniz gelip gelmemeniz kesinlikle bir şeyi değiştirmez.) Fakat çok daha kalabalık olmamız, şehitlere sahip çıkmamız anlamına gelip de bölücülerin heveslerini o kirli kursaklarında bırakmaz mı? Bu yürüyüşte 100–200 kişi olsaydı -Allah’tan ki bu millet daha ölmedi ve gerçek vatanseverler hala çoğunlukta- bölücülerin pis salyaları yılışık suratlarından iştahla akmayacak mıydı? 5- ab-d = pkk olduğuna göre ve bunu sağır sultan bile duymuş iken yapılacak olan yürüyüşte kim neden ab-d aleyhine slogan atılmasını istemedi? “Kahrolsun ab-d” demek kimi, neden rahatsız ediyor? Yoksa ab-d kahrolmasın mı? pkk’yı buş beyinliler (bush) desteklemiyor mu? Yoksa haberimiz yok da doğrudan buş’a (bush) mı bağlıyız? Bizi ab-d mi yönetiyor? Değilse bu tür ab-d karşıtı sloganlara neden izin verilmedi? Biz kiminle savaşıyoruz sizce beyler? Hala dost ve ortak mıyız sanıyorsunuz? Yoksa siz onlarla hala dost ve ortaksınız da bizim bilmediğimiz bir şey mi var? 6- Son olarak askerlik bile yapmamış adamların, teorik veya taktik hiçbir önbilgiye sahip olmadan faturayı orduya keserek “Ordu bu işi başaramıyor” saçmalıklarını ima edip “Başka ülkelerde Genelkurmay bu durumlarda istifa ederdi” diye zırvalamaları beni çileden çıkarıyor. Yürüyüşe katılan tüm Ereğli halkına teşekkür ediyorum. Özellikle gözlerinde bağımsızlık kıvılcımları çakan öğrencilerimin ışıltılı gözlerinden öpüyorum. Sizler olduğunuz sürece biz de var olacağız! Her şey sizin için çünkü siz VATANsınız!
![]() 01:09 - 22/10/2007 - yorum {8} - yorum yazYORUMSUZ BİR ALINTIİLÇEMİZ EREĞLİ'DE
7 EKİM 2007…Yer: Gabar Dağı..13 ocağa daha ateş düştü..13 gelecek daha söndü..13 aile babasız kaldı...adları Hasan,Ali,Mehmet,Hüseyin… hepsi bu vatanın evlatları Edirneli,Diyarbakırlı,Rize’li, Erzurumlu,yada Gaziantepli…Ne farkeder ki… hepsi Türk milletinin evinde rahat rahat yaşaması, yatağında rahat rahat uyuması için Gabar Dağı’ndaydılar ..
Gelin görün ki..Acı haber ajanslara düştü, kanallara ulaştı, milletin vergileri ile yayınlarını sürdüren devletin kanalları bile ara vermeden yayın akışına devam etti,acı haber tüm Türkiye’yi sararken kimisinde altyazı geçiyor, kimisinde de dansözlü eglence programları sanki hiçbir şey olmamış gibi sürüyordu, kiminde spor tartışması, sinema filmi , magazin,müzik, kiminde ise belgesel yayını vardı. Yüzlerce kanal içinde ne ararsanız vardı ama, Şırnak'ta verdiğimiz 13 şehit haberi için hiç bir program yarıda kesilmedi,ekran kenarlarına siyah logolar konulmadı, gece gece bir spor programını arayarak program sunucusunu fırçalayıp kapalı tehditler savuran RTÜK Başkanı Zahit Akman, bu büyük acı habere rağmen dansözlü vur patlasınlı programa devam edenleri görmedi. 13 Şehit haberinin geldiği sıralarda bir spor programında olanca hararetiyle “Manisa’da Aziz Yıldırım'a küfredilmiş !” bu tartışılıyordu
Hrant Dink cinayeti duyulur duyulmaz sokaklara dökülen ve " hepimiz Ermeniyiz, hepimiz Hrantız " diye tişort giyip slogan atanlarsa ortada yoklardı. Hiç kimse "hepimiz Türk’üz, hepimiz Mehmetçiğiz" demiyordu... Bir ülkenin birkaç askeri,savaş halinde bile aynı anda can verse, o ülkede yer yerinden oynar, eğlence dünyası susar,yazılı ve görsel basın tek ses olarak ortak tepki verir.Ülkenin üniversiteleri,aydınları ve sanatçıları topluma önderlik ederek, askerlerin katledilişini kıyasıya kınayıp derin öfkelere tercüman olurlar. Hatta,ülkede "ulusal yas" ilan edilir.Bayraklar yarıya indirilip, radyo ve televizyonlar matem yayını yapar. Örneğin İspanya’da ayrılıkçı terör örgütü ETA’nın 30 Aralık 2006 tarihinde Madrid Barajas Havaalanı’nda yapmış olduğu ve Ekvador asıllı 2 vatandaşın hayatını kaybettiği bombalı eylemin ardından tüm ülkede öfke seli oluşmuştu. Başkent Madrid’in en önemli meydanlarından biri olan Colon’da Meydanı’ndaki protesto yürüyüşüne ülkenin birçok bölgesinden milyonlarca insan katılmış, kilometrelerce ellerinde İspanya bayrakları ile yürüyerek, aynı zamanda uzun süre slogan atarak Başbakan Zapatero’yu istifaya çağırmıştı. Ama ülkemizde…13 vatan evladımız şehit düşüyor,Türkiye’de yaşam hiçbir şey olmamış gibi aynen devam ediyor.Teröre verdiğimiz şehitler olağan bir trafik kazası kayıpları gibi görülüyor. Sadece şehitlerin memleketlerinde yaşanan acı ve tepkiler var. Ateşler bu şekilde düştükleri yeri yakmayı sürdürüyor. Maalesef şehitleri kanıksadık, duyarsızlaştık, dolayısıyla tepkisizleştik.Bir ulusun toprakları üzerinde günde onlarca şehit verilmeye devam edildiği halde o milletin bireyleri hala gündelik yaşamlarını yaşamaya devam ediyor, televizyon kanallarındaki eğlenceler, hız kesmeden devam ediyorsa, o ulus için tehlike çanları çalmaya başlamış demektir.
Şehit anaları bugün ağlıyor, tüm şehit aileleri bir daha ağlıyor, biz ağlıyoruz! Acılı şehit babası Tuncay Salgar, en büyük oğlunu şehit verdiğini ifade ederek, "Vatan sağolsun. İki oğlum daha var geride. Onları da göndereceğim askere” diyor.
Başbakanımız terörle yaşamaya alışacağımızı söylemişti; ben alışamıyorum!
Bugün 13 şehit annemiz daha oldu, daha kaç anne bu acıyı yaşayacak? 13 delikanlı şimdi bayrağa sarılmış memleketlerine gidiyor! Anneler, bacılar, yavuklular, nişanlılar, bebeler, babalar gözyaşları içinde bugün.
Güvenliğimiz için hâlâ ABD’den medet umanlar, klişe demeçler vermeyi sürdürüyor… “Terörle olan mücadele sürecimiz çok daha farklı bir şekilde yürüyecek” demecinin hemen arkasından ardı ardına 2 yeni şehit haberi daha…
Bu hain teröristlerin kardeşleri, hamileri TBMM çatısı altına kadar girebildiler. TSK’ya dil uzatan, dış mihrakların bu zavallı maşaları Türk milletine karşı açık savaş yürütmektedirler. Alt Kimlik –Üst kimlik diye etnik ayrıştırma siyaseti güdenler, AB uyum yasaları adı altında bölücülüğün yasal zeminini hazırlayanlar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak’ın kuzeyine girmesine TBMM’de engel olanlar, eli kanlı katillere “kardeşlerimiz” diyenler…Artık sabırlar taşmalı, en yasal ve demokratik şekilde meydanlara.
Keşke elimden gelse de bu 13 yiğidin herbirinin cenaze törenine katılıp sorabilsem cemaate "22 TEMMUZDA KİME OY VERDİNİZ?"
GÜNEŞ ERKUL Kaynak: http://www.gazeteport.com.tr/YAZARARANIYOR/NEWS/GP_086692 22:28 - 16/10/2007 - yorum {0} - yorum yazİmla Kılavuzu (1996-2000 Arasındaki Farklar)
1996 imla Kilavuzuyla 2000 imla Kilavuzu Arasindaki 1. 1996 Kilavuzunun 6. sayfasindaki “Uzun ünlü” bölümüne 2000 kilavuzunda bir paragraf eklenmis. “Ünlemlerde ünlemin siddetini ve hecenin uzunlugunu ifade etmek üzere iki veya üc ünlü yan yana gelebilir: Oooh, aaah. Bu tür örneklerde ünlüler ayri ayri degil uzun olarak telaffuz edilir.” 2. 1996 kilavuzunun 7. sayfasinda “Ünlüler üzerinde düzeltme isareti” basligi 2000 kilavuzunda “Düzeltme isareti” olarak degistirilmis. 3. 1996 kilavuzunun 14. sayfasindaki “g-v degismesi” bölümü 2000 kilavuzunda ifade degisikligi yapilarak verilmistir. 1996 kilavuzundaki ifade asagidaki 4. 1996 kilavuzunda 15. sayfada “Mastar eklerinin yazilisi” bölümünden sonra “–ken ekinin yazilisi” gelmektedir. 2000 kilavuzunda ise araya “Fiil cekimi ile ilgili yazilislar” bölümü eklenmistir. Bu bölüm ile ilgili bilgiler su sekildedir: “Gelecek zaman ekinin ünlüleri ile zaman ekinden önceki ünlü, söyleyise bakilmaksizin bütün sahislarda a, e ile yazilir: gelecegim, gelmeyecegim, gelemeyecegim, gelecegiz, gelmeyecegiz, gelemeyecegiz, gelmeyeceksin, gelemeyeceksin; alacagim, almayacagim, alamayacagim, almayacaksin, alamayacaksin, baslayacagim. Teklik ve cokluk 1. kisi emir eklerinin ünlüsü ile ekten önceki ünlü, söyleyise bakilmaksizin a, e ile yazilir: baslayayim, gelmeyeyim; baslayalim, 5. 1996 kilavuzunun 23. sayfasindaki “Büyük harflerin kullanildigi yerler” bölümünün ‘iki noktadan sonra gelen cümleler’ kismina 2000 kilavuzunda bir örnek daha eklenmis: “Bence edebiyatin temel görevi sudur: Hem günlük hayati, hem gelecegi hem de hayatin felsefesini islemektir. (Cengiz Aytmatov, Röportajlar) 6. 1996 kilavuzunun 24. sayfasindaki “uyari” kisminda “Örneklerle baslayan cümle de büyük harfle baslar” seklindeki ifade 2000 kilavuzunda “Örnek niteligindeki kelimelerle baslayan cümlede de ilk harf büyük yazilir.” olarak degistirilmistir. 7. 1996 kilavuzunun 25. sayfasindaki “C. Özel adlar büyük harfle baslar” bölümünün 2. maddesine 2000 kilavuzunda bir paragraf eklenmistir: “Bazi tarihi ve menkabevi sahsiyetlerde ise akrabalik bildiren kelime sonda oldugu halde unvan degeri kazandigi icin büyük harfle yazilir: Gül Baba, Susuz Dede, Adile Hala, Gülsüm Baci, Sultan Ana.” 8. 1996 kilavuzunun 26. sayfasindaki 9. maddenin sonuna 2000 kilavuzunda “...; bunun disindaki durumlarda kücük harf kullanilir.” ibaresi ekenmis. 9. 1996 kilavuzunun 27. sayfasindaki 12. maddeye 2000 kilavuzunda bir paragraf eklenmis: “Yer bildiren özel isimlerde de kisaltmali söyleyis söz konusu oldugu zaman, kelime basinda büyük harf kullanilir: Hisar’dan, Bogaz’dan, Bulvar’dan”. 10. 1996 kilavuzunun 28. sayfasindaki 15. maddede siralanan örneklere 2000 kilavuzunda “Tanzimat Dönemi”; ayrica bu maddede yer alan bilgilere de su 11. 1996 kilavuzunun 28. sayfasinda yer alan 17. maddeye 2000 kilavuzunda bir örnek eklenmis: “Behcet hastaligi” 12. 1996 kilavuzunun 34. sayfasindaki 15. maddede yer alan örnekler 2000 kilavuzunda artirilmistir: “aksu, akbasma, karahumma, kizilyara, mavihastalik, maviküf” 13. 1996 kilavuzunun 34. sayfasindaki 16. maddede yer alan “Üst, üzeri sözlerinin sona getirilmesiyle yapilan birlesik kelimeler bitisik yazilir” cümle, 2000 kilavuzunda “Somut olarak yer bildirmeyen üst, üzeri sözlerinin sona getirilmesiyle yapilan birlesik kelimeler bitisik yazilir.” seklinde degistirilmistir. 14. 1996 kilavuzunun 35. sayfasindaki 19. madde “Sahis adlari ve unvanlarindan olusmus mahalle, meydan, köy vb. yer ve kurulus adlarindaki unvan grubu geleneklesmis olarak bitisik yazilir”, 2000 kilavuzunda “Sahis adlari ve unvanlarindan olusmus mahalle, meydan, köy vb. yer ve kurulus adlarindaki unvan grubu, unvan kelimesi sonda ise geleneklesmis olarak bitisik yazilir” olarak ekleme yapilmistir. 15. 1996 kilavuzunda 35. sayfada yer alan 23 maddenin c bendindeki örneklere 2000 kilavuzunda iki örnek daha eklenmis: “amcakizi, elkizi” 16. 1996 kilavuzunun 36. sayfasinda, e bendinin sonuna 2000 kilavuzunda “Uyari” maddesi eklenmis: “Vazgecmek birlesik fiili, mi soru ekiyle birlikte kullanildigi zaman ayri yazilir: Vaz mi gectin?”. 17. 1996 kilavuzunun 38. sayfasinda “Arapca ve Farsca kelimelerle veya bu dillerin kurallariyla olusturulmus tamlamalar ve kaliplasmis ibareler, eski metinlerin yayiminda ve alintilarda bilimsel yöntemlere uyularak yazilabilir” olarak gecen cümle, 2000 kilavuzunda “Arapca ve Farsca kelimelerle veya bu dillerin kurallariyla olusturulmus tamlamalar ve kaliplasmis ibareler, eski metinlerin yayiminda, alintilarda ve bilimsel yayinlarda, bilimsel yöntemlere uyularak yazilabilir” seklinde gecmektedir. Ayrica örneklere de ekleme yapilmistir: “Devlet-i Osmaniye, Kur’an-i 18. 1996 kilavuzunun 44. sayfasindaki 15. maddedeki bir paragraf 2000 kilavuzunda ayri bir madde olarak ele alinmis ve su ekleme yapilmistir:“Somut olarak yer belirten üst sözüyle olusturulan birlesik kelime ve terimler ayri yazilir: arka üstü, bas üstü, böbrek üstü (bezleri), kic üstü, sirt üstü, tepe üstü.” 20. 1996 kilavuzunun 51. sayfasindaki 6. maddeden sonra, 2000 kilavuzunda yeni bir madde daha eklenmis: “Arka arkaya siralanan virgülle veya cizgiyle ayrilan rakamlardan sadece sonuncu rakama nokta konur: 3, 4 ve 7. maddeler; Xii-XiV. yüzyillar arasinda.” 21. 1996 kilavuzunun 53. sayfasindaki 7. maddeye 2000 kilavuzunda bir örnek daha eklenmis: “-Bugünlük bu kadar her gün üc mermi, diye düsündü. (Tarik Bugra, Kücük Aga).” 22. 1996 kilavuzunun 53 sayfasindaki 7. maddeden sonra 2000 kilavuzunda bir madde daha eklenmis: “konusma cizgisinden önce konur: Hatta bahcede gezen 23. 1996 kilavuzunun 63. sayfasinda yer alan 4. uyariya 2000 kilavuzunda örnek verilmis: “Yahya Kemal’in ‘Kendi Gök Kubbemiz’i okudunuz mu?” 24. 1996 kilavuzunun 65. sayfasinda yer alan “Yay ayrac ( )” konusuna bir madde daha eklenmis: “Bir yazinin maddelerini gösteren rakam ve harflerden sonra kapama ayraci konur: I) 1) A) a) II) 2) B) b) 25. 1996 kilavuzunun 66. sayfasindaki “Kesme isareti (’)” ile ilgili kisimda 1. madde 2000 kilavuzunda maddeler halinde daha acik ve anlasilir olarak 26. 1996 kilavuzunun 67. sayfasinda “Kesme isareti (’)”nin 3. maddesinin 2. uyarisina 2000 kilavuzunda örnekler eklenmis: “...cm3e (santimetre küpe), m2ye(metre kareye), 64ten (alti üssü dörtten)” 27. 1996 kilavuzunun 67.sayfasindaki 4. maddeye, 2000 kilavuzunda örnekler eklenmis: “7,65’lik, 9,65’lik” 28. 1996 kilavuzunun 72. sayfasindaki “Kisaltmalar” bölümünün 2. maddesine 2000 kilavuzunda örnekler verilmistir: “m2 (metre kare), cm2 (santimetre kare) 29. 2000 kilavuzunun 1996 kilavuzundan farkli yanlarindan biri de “Kisaltmalar Dizini”den sonra bir de “Konu Dizini” basligiyla yeni bir bölümün eklenmis olmasidir. 89-95. sayfalar arasinda ayrintili ve pratik kullanima uygun olarak hazirlanmistir. Cok uzun oldugu icin bu bölümle ilgili bilgileri birkac örnek vererek sunmak istiyorum: alinti kelimelerin yazilisi 47 Benim 1996 ve 2000 kilavuzlari arasinda saptayabildigim farkliliklar bunlardan ibaret Eger gözden kacirdigim kisimlar varsa lütfen bildirin ki eksik olan kisimlari tamamlayabileyim. (Not:Karakterler tam cikmadigi icin uslu ifadeler normal rakam gibi yazilmistir. Bilginize.) 00:12 - 14/10/2007 - yorum {0} - yorum yazACI AMA GERÇEK!'TÜRKLERİN DUYARSIZLIĞINI ANLAYAMIYORUZ'
Muğla'nın Fethiye ilçesinde yaşayan yabancılar restoranlarda Türk Lirası kullanılması ve işyerlerindeki fiyat listelerinin de Türkçe yazılmasını istediler. Ölüdeniz beldesindeki İngilizler, restoranların euro, dolar veya paund yerine lira kullanmasını istedi. Bölgede yaşayan İngilizlerin kurduğu ORA (Ovacık Residents Association- Ovacık Sakinleri Grubu), Ölüdeniz Belediye Başkanı Keramettin Yılmaz'ı ziyaret ederek, bu isteklerini kendisine bildirdi. Ölüdeniz ile ilgili 8 maddelik bir gündem oluşturan ORA grubu temsilcileri, kentteki ulaşım, yeşil alan, spor sorunları ve çözüm yollarını bu gündemde dile getirdi. Grubun sunduğu en önemli istek maddesini ise “restoran ve diğer işletmelerin tabelalarında fiyatların YTL olarak yazılması ve hesapların da yine Türk Lirası ile alınması” oluşturdu. 90 kişiden oluşan derneğin başkanı Peter Cilsyley, Türkiye'de yaşadıklarını ve Türk parasını kullanmak istediklerini söyledi. SİZ İNGİLTERE'YE GELSENİZ... “Siz İngiltere'ye gelseniz kaç yerde Türk Lirası ile alışveriş yapabilirsiniz? Veya kaç işyerinin kapısında fiyatlar Türk Lirası ile yazar? Neredeyse hiçbir yerde. İşte biz de Türkiye'de yaşıyorsak, fiyat etiketlerinin buranın parası ile yazılmasını istiyoruz. Türklerin kendi dillerine duyarsızlığını algılayamıyoruz” diyen Cilsyley, başkandan bu konuda destek beklediklerini söyledi. 22:33 - 4/10/2007 - yorum {3} - yorum yazTemel Ögeler (Özne, Yüklem)Cümle : Bir duygu, düşünce veya isteği kısaca bir yargıyı bildiren sözcük dizisine cümle denir. ü Çalıştım. ü Ders çalıştım. ü Sabaha kadar durmadan ders çalıştım. Uyarı : Cümle yargı bildiren anlatım bütünlüğüdür. Buna göre yargı bildirmeyen biz söz öbeği, cümle değildir. Sözgelimi, Akıllı adam, bir sıfat tamlaması olup, cümle değeri taşımaz. Oysa Adam akıllıydı. Dendiğinde bu bir yargı, bildirir ve cümle adını alır. Cümlenin Öğeleri : Temel Öğeler : Yüklem : Cümlede iş, oluş, hareket, kısaca yargı bildiren sözcük veya söz grubudur. Bu tanıma dayalı olarak yüklemin iki şekilde karşımıza çıkabileceğine dikkat edelim. Eylem Tabanı + Haber Kipi + Kişi Eki = Yüklem Eylem Tabanı + Dilek Kipi + Kişi Eki = Yüklem Ad ve Ad Soylu Sözcük + Ekeylem = Yüklem Örnek : Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı. Şuraya bir yatak ser, yavaş yavaş UYARI : Ad ve ad soylu sözcükler ekeylemle çekimlenmeden de yüklem görevinde bulunabilir. Örnek : İçimde tuhaf bir hüzün vardı. (var + idi) İçimde tuhaf bir hüzün var. (var). Yüklemin Özellikleri : ü Yüklem, tek sözcükten oluşabileceği gibi söz öbeklerinden de (Ad ve sıfat tamlamaları, deyimler, ikilemeler, bileşik eylemler) oluşabilir. Örnek : Birinci vazifen Türk istiklalini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. (Yardımcı eylemle kurulan bileşik eylem, yüklem durumunda) Bu ev, kırmızı damlı eski bir köy eviydi. (Yüklem, sıfat tamlaması durumunda) Sizinle konuşan kadın, çocuğun halasıymış.(Ad tamlaması, yüklem durumunda) O sabah güneş pırıl pırıldı.(İkileme, yüklem durumunda) Bu kez galiba baltayı taşa vurduk. (Deyim yüklem durumunda.) ü Yalnızca ad değil, ad soylu tüm sözcükler ek-eylemle çekimlenerek yüklem olur. Örnek : Yurdumuzu kurtaran, Atatürk’tür (Ad, yüklem durumunda) Bendim geçen ey sevgili, sandalla denizden. (Zamir yüklem durumunda) Biz üniversiteye giderken o küçüktü. (Adlaşmış sıfat, yüklem durumunda) Onun kaliteli malları çoktur. (Zarf, yüklem durumunda) Ak akçe kara gün içindir. (Edat öbeği yüklem durumunda) Dilimizde sıkça kullanılan bağlaçlardan biri de “ve” dir. (Bağlaç , yüklem durumunda.) Ağzından çıkan tek şey amandı. (Ünlem, yüklem durumunda) ü Eylemsilerden, adeylem ve sıfateylemler, ek-eylemle çekimlenerek yüklem olur. Örnek : Bütün dileği insanların birbirini karşılık beklemeden sevmesiydi.(Adeylem, ek-eylemle çekimlenerek yüklem olmuş.) Adam, uzaktan bir tanıdıklarıymış. (Sıfat eylem, ek-eylemle çekimlenerek yüklem olmuş.) ü Yüklem, pekiştirilmiş sözcüklerden de oluşabilir. Örnek : Bütün gece konuştu da konuştu. Bayram sabahı şehrin sokakları bomboştu. Bütün çocukları çalışkan mı çalışkandı. ü Sıralı cümlelerde, iki farklı yargı aynı yükleme uyum gösterirse ortak yüklem kullanılabilir. Örnek : Oğlan dayıya, kız halaya çeker. Bu bağımlı sıralı cümleyi yargı yönünden tek tek incelersek. Oğlan dayıya çeker. Kız halaya çeker. Bu cümlede “çeker” yüklemi ortak kullanılmıştır. ü Kimi durumlarda yüklemin anlatımdan düştüğü görülür. Böyle durumlarda okuyucu veya dinleyici yüklemi zihninden tamamlar. Örnek : Ev yapacaksan tuğladan, kıza alacaksan Muğla’dan. Yukarıdaki anlatım tamamlanırsa : Ev yapacaksan tuğladan yap. Kız alacaksan Muğla’dan al. UYARI : İki farklı yargının tek eylemsiye ve tek yükleme bağlanması çoğu kez yargılardan birinin eylemsiyle ya da yüklemle uyumsuzluğuna neden olur ve anlatım bozukluğu yaratır. Bu anlatım bozukluğuna yüklem eksikliği adı verilir. Bu durumda her farklı yargıyı ayrı bir yancümleye (eylemsiye) ya da yükleme bağlamak anlatım bozukluğunu ortadan kaldırır. Örnek : Sigarayı az içkiyi de hiç içmez. Sigarayı az (içer), içkiyi de hiç içmez. Özne : Cümlede, yüklemin bildirdiği eylemi ya da yargıyı gerçekleştiren ve üstlenen öğe özne adını alır. Özne bir kişi ya da birkaç kişiden oluşuyorsa yükleme “Kim? Kimler?” soruları; kişi dışında bir varlık, nesne ya da kavram ise yükleme “Ne? Neler?” soruları yöneltilir. Örnek : Yazar, bu romanda sıradan bir olayı anlatıyor. (Anlatan kim? Yazar) Özne Yüklem Seni de ansızın yakalar bir gün ölüm. (Yakalayan ne? Ölüm) Yüklem Özne İki Çeşit Özne Vardır : ¨ Gerçek Özne : Yüklemde bildirilen eylemi ve yargıyı yapan, yerine getiren veya üstlenen varlık ve nesnedir. Örnek : Divan edebiyatında işlenen konular, genellikle soyuttur. (Soyut olan ne?) Gerçek Özne Yüklem Hiçbir şair, hiçbir hikayeci yalnız bugün için yazmaz. (Yazmayan kim?) Gerçek Özne Yüklem ¨ Sözde Özne : Yüklemde bildirilen eylemi yapan değil, yapılan eylemden etkilenen kişi, varlık ya da kavramlardır. Başka bir deyişle gerçek öznenin olmadığı cümlelerde asıl görevi, nesne olan sözcük sözde özne görevi üstlenir. Örnek : Yeni öğretmenler, Doğu Anadolu’ya atanmış. (Atayan kim? Yok) (Atanan kim?) Sözde Özne Yüklem Yerler, çok iyi temizlenmiş. (Temizleyen kim? Belli değil?) (temizlenen ne?) S.Özne Yüklem UYARI : Sözde özne, yalnızca yükleminde bir eylemin bulunduğu eylem cümlelerinde yer alır. Ad cümlelerindeki özne, daima gerçek öznedir. Örnek : Kültür mirasına sahip çıkmak, bilinçli bir tavırdır. Gerçek Özne Yüklem Öznenin Özellikleri : ¨ Bütün ad ve ad soylu sözcükler, cümle içinde özne görevinde bulunabilir. Örnek : Bağışlayın beni arkadaşlar. (Ad, özne durumunda) Yüklem Özne Ben, gül yanaklı bir çocuğa benzerim. (Zamir özne durumunda) Özne Yüklem Tembeller başarılı olamaz. (Adlaşmış sıfat, özne durumunda) Özne Yüklem Gece, bir tül gibi şehre iniyor. (Zarf özne durumunda) Özne Yüklem Gibi, sözcükler ve kavramlar arasında benzetme ilgisi kurar. (Edat, özne) Özne Yüklem Fakat, karşıt yargıları bağlar. (Bağlaç özne durumunda) Özne Yüklem Ey, seslenme anlamı taşır. (Ünlem, özne durumunda) Özne Yüklem ¨ Ad ve sıfat tamlamaları, deyimler ve ikilemeler özne olabilir. Örnek : Sanatçının yaratıcılığı, sezgi ve duygu gücüne bağlıdır. (Ad tamlaması özne durumunda) Kimi şair ve yazarlar, düşüncelerinin kolayca anlaşılmasını istemezler. (Sıfat tamlaması, özne durumunda) Pot kırmak, onun adetiydi. (deyim özne durumunda) Konu komşu bu duruma ne diyecek. (İkileme, özne durumunda) ¨ Kimi durumlarda ara söz, özneyi açıklamak amacıyla kullanılır. Bu kullanıma açıklamalı özne denir. Örnek : Annem, beni doğurup büyüten o yüce insan, artık yoktu. Sınıftan biri, genç bir kız, elini kaldırdı. ¨ Kimi sıralı cümlelerde her cümle için tek bir özne kullanılır ve ortak özne meydana gelir. Örnek : Her canlı doğar, yaşar, ölür. Bu sıralı cümleleri ayırırsak. Her canlı doğar. Her canlı yaşar. Her canlı ölür. “Her canlı” üç ayrı eylemi gerçekleştirdiği için ortak öznedir. ¨ Eylemsiler ve eylemsilerin de yer aldığı çeşitli söz grupları cümlede özne görevi yapar. Örnek : Yan Cümle Temel Cümle Şiir okumak / büyük bir zevktir. Yüklem Özne Yan Cümle Temel Cümle Çok Konuşanlar / Dışarı çıksın Özne Yüklem UYARI : İki cümlede tek özne bulunabilir. Böyle öznelere ortak özne denir. Ancak iki farklı yargının tek özneye bağlanması kim zaman yargılardan birinin özneyle uyum sağlayamaması sonucunu doğurur. Bu anlatım bozukluğuna özne eksikliği adı verilir. Örnek : Hepsi ona gülüp geçmiş, onu dinelememişti. Hepsi ona gülüp geçmiş, (hiçbiri) onu dinlememişti. Özne – Yüklem Uygunluğu : Bir cümlede anlamın açık ve anlaşılır olması için özneyle yüklem arasında, tekillik- çoğulluk ve kişi yönünden uygunluk olmalıdır. Özne ile Yüklem arasında iki yönden uygunluk vardır : § Tekillik-Çoğulluk Yönünden Uygunluk : a) Cansız varlıklar, soyut kavramlar insan dışındaki canlı varlıklar, organ ve zaman adlarının çoğul şekilleri özne olduğunda bunların yüklemleri tekil olur. Örnek : Bütün eşyalar kapının önünde duruyor(lar). Bu düşünceler çoktan eskidi(ler). Kuzular uzaktan uzağa bağrıştı(lar). Ağaçlar sonbaharda yapraklarını döker(ler). Günler gittikçe uzuyor(lar). Ellerim tutmuyor(lar). b) Özne birden çok sıfatın oluşturduğu sıfat tamlaması biçimindeyse yüklem genellikle tekil olur. Örnek : Bu iki kafadar yine yola koyuldu(lar). c) Sayı sıfatıyla kurulan tamlamalar özne olduklarında yüklem tekil olur. Örnek : İki adam seni arıyor(lar). Sınıftan on kişi dışarı çıktı(lar). d) Belgisiz zamirler özne olduklarında yüklem tekil olur. Örnek : Hepsi seni sormaya gelmiş(ler). Bazıları balık sevmez(ler). e) Mecaz-ı mürsel yoluyla oluşan topluluk adları, özne olduklarında yüklem tekil olur. Örnek : Gol atılınca stad ayağa kalktı(lar). Kasaba yollara döküldü(ler). f) İnsanlar için özne çoğul olduğunda yüklem tekil de çoğul da olabilir. Örnek : Öğrenciler sınıfta ders dinliyorlar. Öğrenciler, ders bitince evlerine gitti. g) Cümlede birden çok özne varsa yüklem de çoğul olur. Örnek : A. Muhip Dranas da Cahit Sıtkı da Fransız şiirini örnek aldıklarını kabul etmezler. UYARI : Belgisiz sıfatların tamlayan olarak kullanıldığı sıfat tamlamaları özne olduğunda yüklem tekil de çoğul a olabilir. Örnek : Kimi insanlar böyle düşünmez. Kimi insanlar böyle düşünmezler. Cansız varlıklar kişileştirilip özne görevinde kullanıldıklarında ve çoğul olduklarında yüklem tekil de çoğul da olabilir. Örnek : Dağlar, doğan güne karşı hatalarını düşünüyorlar. Nehirler burada şarkılar söylüyordu. § Kişi Yönünden Uygunluk : a) İkinci ve üçüncü kişiler özne olursa bunların yüklemleri ikinci çoğul kişi olur. Örnek : Sen ve Ahmet beni dışarıda bekleyin. b) Özne birinci ve ikinci kişi ya da birinci ve üçüncü kişiyse yüklem birinci çoğul olur. Örnek : O da ben de seni bekledik. O konuya sen ve ben çalışacağız. c) Özne birinci, ikinci ve üçüncü kişiyse yüklem birinci çoğul olur.
Örnek : Oraya ben, sen ve Ahmet gideceğiz. 14:30 - 15/3/2007 - yorum {2} - yorum yazYardımcı ÖgelerYardımcı Öğeler : Nesne : (Düz Tümleç) Öznenin yaptığı eylemden etkilenen varlık ya da nesnedir. Nesne, cümledeki kullanımına göre ikiye ayrılır : § Belirtili Nesne : Öznenin yaptığı işten etkilenen öğe adın “i” (gösterme, belirtme) durumuyla çekimlenirse belirtili nesne görevi yapar. Belirtili nesneyi bulabilmek için yükleme “Kimi? Neyi? Kimleri? Neleri?” sorularından uygun olan biri yöneltilir. Örnek : Çocuğun elindeki minik siyah köpeği hepimiz sevmiştik. (Neyi?) Belirtili Nesne Bu işin peşinde olduğunu biliyorum, saklama. (Neyi?) Belirtili Nesne Seni de onu da yakından tanıyoruz. (Kimi?) Belirtili nesne § Belirtisiz Nesne : Öznenin yaptığı eylemden etkilenen öğe, ad durum eklerinden biriyle çekime girmişse cümle içinde belirtisiz nesne görevi yapar. Belirtisiz nesneyi bulmak için yükleme “Ne?, Neler?” sorusu yöneltilir. Örnek : Ona her zaman bir kucak dolusu çiçek götürürdüm. (Ne?) Her gece, Kırmızı Başlıklı Kız adında bir masal anlatırdı. Belirtisiz Nesne Nesnenin Özellikleri : a) Nesne, yalnızca yükleminde eylem olan cümlelerde bulunur. Yükleminde ad ve ad soylu sözcüklerin bulunduğu cümlelerde nesne olmaz. Örnek : Bu adam, sorduğum tüm soruları yanıtsız bıraktı. Nesne Eylem b) Nesne, tek sözcük olabildiği gibi sözcük grubu da olabilir. Örnek : Kalemleri, defterleri, kitapları, üst üste yığdı. Nesne Öbeği c) Bazı cümlelerde ara söz, nesneyi açıklamak için kullanılır. Buna açıklamalı nesne denir. Bu söz, nesneyle birlikte tek öğe olarak değerlendirilir. Örnek : Babamı, o büyük insanı, bir daha görmeyecektim. Nesne Açıklamalı Nesne Yaşlı kadın, çocuğu – o kuru, sıska vücudu – son bir kez kucakladı. Nesne Açıklamalı Nesne d) Kimi bileşik cümlelerde birden çok çekimli eylemin ya da eylemsinin anlamını tek nesne tamamlayabilir, buna ortak nesne denir. Örnek : Kitabı eline aldı, bir süre okudu, sonra yerine koydu. (Kitabı belirtili nesnesi aldı, okudu, koydu eylemlerinin ortak nesnesidir.) e) Eylemsiler ve eylemsilerin de yer aldığı çeşitli söz grupları cümlede nesne görevi yapar. Örnek : Yan Cümle Temel Cümle Onun buraya gelişini / görmedim. Belirtili Nesne Yüklem Yan Cümle Temel Cümle Ders çalışmayı / istemiyor. Belirtili Nesne Yüklem Dolaylı Tümleç : -e, -de, -den
-e durum eki Yönelme Kime? Bunu bir de babama soralım. Nereye? Okula dilekçe verdim?
|